25 Ocak 2026 Pazar

GÖKLERİN ÇAĞRISI


Göklerin seslenişini duymuyor musun ?
İkiyi "BİR" et ! diye sana haykırmakta
Dağların yamaçlarında oyalanmaktasın
Doruklara tırmananları görmüyor musun ?

Kaldır gövdeni yukarıya bir bak !
Doruklardaki esintiyi bir dinle
Kolay değil o ferahlığa kavuşmak
Ama inan ki hayâl de değil.

Gökler çağırıyor seni anlamıyor musun ?
Kavuşman hiç te kolay değil
O ateşin korunda serpile serpile
İnan ki ulaşman hayâl de değil.

(16.08.2015, Altınoluk)


RÜYA / YERLERDE YIĞILMIŞ İNSANLAR

RÜYA
9.10.2015, Sabah
Çoğunluğu gençlerden oluşmuş yerlerde yatan insanların arasında sıkışmış bir durumdayım. İnsanlar sırt sırta, bedenleri adeta birbirine sığınmış  sıkışık bir durumda zeminde yüzüstü, yan yatmış ya da sırt üstü uzanmış pozisyonda bulunuyor.
Bu beden bloğunun ortasından çıkmaya çalışıyorum. Sağımda ve solumda yerde uzanmış insanlar, insanlar.. Bazıları canlı durumda ve ürpermiş bir ruh hali ile birbirimize bakıyoruz.   Ayağa kalkıyorum, insanların kafalarına ve bedenlerine basmadan bu ortamdan çıkmak istiyorum. Ama nafile.. Bir adım atabilmek için ayağımı yerleştirebileceğim bir boşluk dahi yok.. Adeta bu kaos ortamından çıkmak için çırpınıyorum, çırpınıyorum..



NOT 1 : Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırısı.

📌 Rüyadan bir gün sonra, 10.10.2015 tarihinde  düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”ne katılacakların toplanma noktası olan Ankara Tren Garı önünde sabah saat 10.04’te iki intihar saldırısıyla  3 saniye ara ile iki bomba patladı ve 103 kişi öldü, 65’i yoğun bakımda olmak üzere 300’e yakın kişi de yaralandı.
Garın önünde daha çok gençlerden oluşan insanlar yaralı ve ölmüş bir durumda saniyeler içinde yerlere serilmişti.
Resmi makamlar saldırıyı terör örgütü IŞİD’in gerçekleştirdiğine dair güçlü deliller bulunduğunu açıkladı.


NOT 2 : PARİS SALDIRILARI.. 
13.11.2015 akşamı Fransa'nın başkenti Paris'te peş peşe silahlı ve bombalı saldırılar düzenlendi. 7 farklı noktada düzenlenen saldırılarda 129 kişi hayatını kaybederken, 99'u ağır 352 kişi de yaralandı.
Uzmanlar bu terör olayının Fransa'nın 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana hedef olduğu en kanlı saldırılar olduğunu açıkladılar.

Fransa'nın başkenti Paris'te açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Paris saldırılarını terör örgütü IŞİD'in düzenlediğini söyledi.


🔸️Yerküre üzerinde tekamül etmekte olan biz varlıkların idraklerinde "Birlik Bilincinin dengelenmesi dileğiyle…

Tayfun Özenç,  13.10.2015

24 Ocak 2026 Cumartesi

BİZE DOĞRU UZANABİLENLER!


“BİZ ancak, bize doğru uzanabilenler için bir anlam ifade ederiz. 
Bizi kendisine doğru çekmek isteyenler için, biz, hiç bir şey ifade etmeyiz. 
Bu hususa dikkat ediniz.”

Sadıklar Planı-Ruhsal Tebliğler
Celse 148 ,  4.06.1971

VİZYON / KOZMİK ve RUHSAL GERÇEK : DİN GÜNÜ

VİZYON 
11/05/2011(Sabaha karşı)    
 
                                                              
Bilincimin derin bölgelerinden açılan bir alanda, kutsal kitaplardan birine ait bir sayfa metninde İbranice veya Arapça olduğunu algıladığım yazılar(ayetler) görüyorum. Kutsal metne ait bu sayfayı önce uzaktan algılıyorum, daha sonra  fiziksel gözlerimle değil de bilinç gözlerim ile zoom yaparak, yani bu kutsal metin sayfasını yakınlaştırarak yazıların(ayetlerin) içine doğru görsel bir yolculuğa başlıyorum. Bu görsel incelemede 78. bölüm(sure), 1. ve 2. satırlar(ayetler) dikkatimi çekiyor. Bu bölüme odaklanıyorum. Özellikle bu rakamlar bilinç gözlerimin önünde vurgulanıyor. Bu berrak (duru) görünün sonunda bu kutsal metnin Arapça olduğunu anlıyorum.


NOT:  13 Mayıs 2011 akşamı Kur’an’daki 78.sure'yi inceledim. NEBE Suresi (78)
Nebe’nin sözlük anlamı : Heber verme.


1. ayet : Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar ?
2. ayet : O büyük haberi mi ?                 
3. ayet: Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler. 
4. ayet: Hayır; yakında bileceklerdir.   
5. ayet: Yine hayır, yakında bileceklerdir. 
17.ayet: Şüphesiz o ayırma(fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir. 
18.ayet: Sur’a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.


AÇIKLAMA: Suredeki 1. ve 2. ayetlerde “O büyük haber” den bahsediliyor. Devamında “O büyük haber”in ayırma günü olduğu ve insanların o gün hakkında anlaşmazlık içinde bulundukları belirtiliyor.

1.-Sadıklar Planı Ruhsal Tebliğler’ de de DİN GÜNÜ’ nde bütün insanların seçme ve elemeye tabi tutulduğu , adeta bir hasat anı olduğundan bahsedilir. Seçme ve eleme yani ayırma(fasl) kaçınılmazdır o günde…
 İşte Din Günü, bütün insanlara şamil olmak üzere, insanların daha üst bir realiteye tırmanabilmelerini temin hususunda, açık ve seçik bilgilerin verildiği gündür. Bütün insanlık devre ve devre Din Gün’leri idrak etmiştir. Bu din günleri, bir dinin intişarı ve tamimi şeklinde anlaşolmamalıdır. Yeni bir realite bilgisinin apaçık ortaya konması için bir hareket noktasıdır. Belki ortasında bir faaliyet, belki sonudur. Şu muhakkak ki, insanlar, arzınızın insanları, milyarlarca seneden beri birtakım tekamül siklusları içerisinde bulunmak kaderiyle kalmışlardır. İşte her bir Din Günü, arz insanının arz üstü insanı olabilmesi için, kendisine açılan rahmet kapısının esasıdır. Sikluslara dikkat ediniz. Bunlar birer kuyruklu yıldız gibidir. Gelir, alır; tutunabilenleri götürür. Kalanlar, o yıldızın devrini tekrar beklemek mecburiyetindedir. Gündüz geceyi, gece gündüzü takip eder.”
 “Her Din Günü’nün bir Saffet Günü vardır. Ve bunlar, sizin ezel ve ebedinizin arasında devam edip gider. Gerçek Din Günü şudur:Güneş sisteminin malum adetteki gezegenleri, planları, buutları ile beraber sizin sisteminizin iki türlü Din Günü vardır, esas itibarıyla..Birincisi “Kozmogonik Gün”. Bu külliyen bir değişikliğin sembolüdür. Yani bir sistem, bir güneş sistemi, adeta kendine has bir ağ içine alınarak, muayyen bir istikamete doğru çekilir. Kozmogonik günde sistemin, alemi içndeki realitesi, buudu ve hızı değişir. Hız, fiziki bir hız değildir. 
Birde “Ferdi Gün” vardır. Ferdi Gün’den kasıt, her kürenin kendisine has olan değişiklikleridir. Ferdi Gün yani Küresel Gün’de ise realite, buut ve hız değişiminin neticeleri şiddetlidir. Fakat yüksek bir şiddet göstermesine rağmen bir süreklilik vardır. Birbirine geçişler gayet ahenklidir. Şöyle ki; her küre, bütün sistemi ile, nebatı, hayvanı, insanı ve bütün gayrı maddi dediğiniz unsurları ile beraber yeni bir tesir kuşağı içine girer. Veyahut onu alabilecek derecede birtakım tahavvüllere, tebeddülata uğrar. 
Bugün içinde bulunduğunuz alemin üçte ikisini teşkil eden varlıklarınız, ruhi inşa itibarıyla bir orijinallik arz eden varlıklarınız, mekanizma tarafından yeni bir Din Günü’ne sürüklenmektedir. Bu değişiklik, güneş sisteminin üç gezegeni için caridir. 
Dünya, Merih(Mars) ve Zuhal(Satürn).
“Din Günleri’nde meydana getirilen tesir sahası ile bunun haricinde kalan devreler içerisindeki tesir sahası birbirinden farklıdır. Din Günleri’ndeki tesir sahası, bütün varlıkları daha doğrusu bütün insanları bir eleme ve seçmeye tabi tutan bir tesir nevidir. Bu itibarla, bir şuur genişlemesinden bahsedilirken, önce değer hükümlerinizin  değişmesi mevzuu bahistir. Sonra hadiselerin izahı ve daha sonra hadiselerin sebebi hakkındaki kanaat ve bilgilerinizin değişmesidir.”
 “Din Günleri dendiği zaman şöyle bir izahatı da gözden uzak bulundurmayın. Din Günü, realitelerin birbirinin üzerine katlanması neticesinde, varlığı götürebildiği son noktada, özel bir şuur haline ulaştırmasıdır. Üst üste katlanan realitelerin biriktirmiş olduğu tesir gücü, varlığın şuuruna oldukça şiddetli ve kaliteli baskılar yapar. Bunların bir kısmı şeriat tarzında dışarıdan, bir kısmı inanç ve muhasebe tarzında içeriden olur. Din Günü’nde şüphesiz bir ayıklanma mevzuu bahistir. Bu ayıklanış, Devre’nin, Büyük Devre’nin ağırlığına ve şartlarına tahammül edebilecek varlıkların ayıklanmasıdır. Muhakkak ki bir ayıklanma vardır. Nasıl ki siretlerinden tanınanlar var olduğu gibi."

2.-RA Bilgileri nde de seçme ve elemeye yani hasat zamanına ait tebliğler bulunmaktadır.
 “Gezegeninizde, fiziksel illüzyon(madde dünyası) için çok sarsıcı bir devre geçirilecektir.Bunun fiziksel nedenleri değişiktir. Bilim adamlarınız , yapabildikleri sürece, gezegeninizin maddesel düzleminde felaketlere neden olacak olayları(koşulları) tarif edip sınıflandırmaya devam edeceklerdir. Bilim adamlarınızın söyledikleri doğrudur ve Dünya yüzünde mevcut bulunan tüm dinlerin de bildirmiş oldukları bir programın parçalarıdır.  “
 Gezegenimizin başına geleceği söylenen bu maddel felaketin, metafizik olarak anlamı nedir? Konfederasyon, gezegenin bizzat kendisinin yeni bir titreşime, yeni bir uzay ve zaman parçasına geçeceğini söylüyor. Biz buraya ancak, enkarnasyonlar boyunca öğrenmeyi ya da öğrenmemeyi seçtiğimiz sevgi derslerimizi tam olarak öğrendikten sonra girebiliriz.
 “Çok yakında bir seçim yapılması gerekiyor ve bu gezegendeki bütün insanların yapılacak seçimi anlamaları çok iyi olurdu. Çok kısa süre sonra yapmak zorunda kalacakları seçimin idrakine varamayacak kadar günlük faaliyetlerine ve aslında çok önemsiz olan arzu, istek, ve karmaşalarına dalmış durumdalar."
 Anlaşılıyor ki, gelecek günlerden birinde Konfederasyon’un Hasat adını verdiği bir olay cereyan edecektir. Bu “Yargı Günü” kavramının, bizim klasik dinlerimizde belirtilen “Yargı Günü” kavramından farkı, bizi yargılayack olanın, bizden ayrı bir Tanrı değil de, içimizde bulunan bir tanrı olmasıdır. Bu “Hasat”ın sonucunda bazıları yeni bir sevgi ve ışık çağına geçecekler ve Konfederasyon’un dediği gibi çok olumlu ve güzel bir titreşim düzeyinde yeni dersler öğreneceklerdir. Diğerleri ise bu seferki derslerini terarlamak zorunda kalacaklar ve sevgi dersini yeniden öğreneceklerdir.
 “Yakında gezegeninizde sizin deyiminizle bir Hasat olacak; bu, ruhların hasatıdır. Bu gezegenden mümkün olan en yüksek ürünü almaya çalışıyoruz. Bizim görevimiz budur, biz Hasatçılar’ız."

Tayfun Özenç
Bakırköy, 06.08.2011

BARIŞ !


“Eller göğe uzatılacağına,
Yerde birbiriyle kenetlensin. 
Kenetlensin ki;                                      
Göğe ulaşacak kudrete ersin.”

(T.Özenç,   30.06.1992)


23 Ocak 2026 Cuma

DÖRTLÜK/GECEDEN SIYRILIN !


Sizlere selâmımız daimdir bizim

Kelâmların hayrı da sizler için
Şuur aydınlığının nurlu gülleri
Geceden sıyrılın gündüze doğru.

02.08.1991, Fındıkzade

ÖLÜM SÜRECİ VE SONRASI

SORU: Bir varlık, üçüncü yoğunluk derecesinde  ölüm sürecinden geçtiği zaman kendini zaman/uzay’da bulur. Kendini değişik koşullar içinde bulur. Lütfen zaman/uzay’ın koşullarını ya da özelliklerini ve bazı varlıkların karşı karşıya kaldıkları, enkarnasyon deneyimlerinin şifa bulması sürecini tarif eder misiniz? 

RA: Bu soruya yeterli bir yanıt vermek dilinizin sınırlılığından dolayı zordur, yine de elimizden gelen en iyi biçimde yanıtlayacağız. Zaman/uzay’ın belirleyici özelliği, zaman ile uzay arasındaki eşitsizlik-adaletsizliktir. Sizin uzay/zaman’ınızda maddenin özel dağılımı, illüzyonun (madde aleminin) var olabilmesi için elle tutulur gözle görülür bir çerçeve meydana getirir. Halbuki zaman/uzay’da adaletsizlik (eşitsizlik) sizin zaman adını verdiğiniz özelliğin omuzlarına yüklenmiştir. Bu özellik, göreli bir anlamda, varlıkları ve deneyimleri elle tutulmaz, gözle görülmez kılar. Sizin çevrenizde her parçacık ya da çekirdek titreşimi sizin ışık hızı adını verdiğiniz hıza, bilinç ötesi hızlar yönünden yaklaşan bir hızla hareket eder. Yani metafizik ya da zaman/uzay deneyimi, bir bakıma uzay/zaman deneyiminin bir benzeri olmakla birlikte, onun elle tutulur gözle görülür özelliklerine sahip olmayan ve çok ince ayarlanmış bir deneyim türüdür. Bu metafizik katlarda sizin zaman dediğiniz şey çok bol bulunur ve bu zaman bundan önceki uzay/zaman enkarnasyonu sırasında öğrenilmiş şeylerin ve edinilmiş önyargıların, eğilimlerin tekrar tekrar gözden geçirilmesi için kullanılır. Bu bölgelerin çok yüksek olan akışkanlığı bir varlığın, gerekli şifa sürecini tamamlayabilmesi için özümsemesi gereken birçok şeye (bilgiye) nüfuz edilebilmesini mümkün kılar. Burada her varlık, tıpkı sizlerin uzay/zaman’da zaman açısından aşağı yukarı sabit bir konumda bulunmanıza benzer şekilde, ama uzay (mekân) açısından aşağı yukarı sabit konumda bulunur. Varlığı bu sabit uzaya, şekil verici kendi Yüksek Benliği yerleştirir; böylece varlık uzay/zaman enkarnasyonu sırasında öğrendiklerini/öğrettiklerini özümseyecek uygun konuma sokulmuş olur.

Bulunduğu bu zaman/uzay noktasına göre kendisine şifa sürecinde yardımcı olacak belli yardımcılar vardır.                          

Süreç şunları içerir: Deneyimi bütünüyle görüp kavramak, bu deneyimi akıl/beden/ruh bileşiminin toplam deneyimindeki yerine oturtmak, enkarnasyon sırasında sunulmuş olan yol gösterici işaretleri kaçırmış olduğu için attığı bütün yanlış adımlardan dolayı kendini bağışlamak ve bundan sonraki öğrenimi için gerekli olacak şeyleri dikkatle belirlemek. Bunlar, varlık uzay/zaman’da ruhsal tekâmül sürecinin ve vasıtalarının bilincine varıncaya kadar tümüyle Yüksek Benlik tarafından yürütülür. Bu bilince vardığında ise varlık bütün kararlarda artık bilinçli olarak yer alır. 

SORU: Bu şifa süreci zaman/uzay’da ve uzay/zaman’da aynı şekilde mi işler? 

RA: Uzay/zaman’daki bağışlama ve kabul etme süreci, zaman/uzay’daki ile benzer özellikler taşır, bu iki süreç özellikleri açısından birbirlerine çok benzerler. Ancak uzay/zaman’da bulunulduğu sırada enkarnasyon ötesindeki olayların akışını tayin etme olanağı yoktur, ancak o sırada var olan dengesizlikler düzeltilebilir.              

Öte yandan, zaman/uzay’da dengesiz eylemleri düzeltme olanağı bulunmaz, fakat bu dengesizlikleri algılama ve kendi kendini olan bitenler için bağışlama olanağı vardır. O zaman, sizin gelecek dediğiniz zamandaki uzay/zaman deneyimleri sırasında bu dengesizlikleri düzeltme olanak/olasılıklarını sağlayabilecek kararları verebilirsiniz.

Zaman/uzay’ın avantajı çok geniş bir bakış açısı sağlayabilen akışkanlığıdır.                            Uzay/zaman’da ise karanlıkta ufacık bir mum ışığında çalışırken bile varlığın dengesizlikleri düzeltebilmesi olanağı vardır.

SORU: Bir varlık negatif kutuplaşma yolunu seçmişse, negatif yolda da şifa ve gözden geçirme süreci benzer şekilde mi işler? 

RA: Evet

SORU: Demek her varlık sonunda aynı yere götüren çeşitli yollardan biri üzerinde bulunuyor. Bu da pek çok yerden geçerek sonunda büyük bir merkezde birleşen birçok yola benzetilebilir. Doğru mu? 

RA: Dediğiniz doğrudur ancak biraz daha derinlemesine bir betimleme yapılması gerekiyor. Daha uygun olarak şöyle denilebilir;  her varlık kendi içinde, o oktavın tüm yoğunluk derecelerini ve alt-yoğunluk derecelerini taşımaktadır. Bunun için de seçimleri bir varlığı hangi yola, nereye götürürse götürsün, kendi içinde bulunan asıl plân diğer bütün varlıklarınkiyle bir ve aynıdır. Bu yüzden, varlığın deneyimleri de ilk Logos’a geri götürecek yolculuğun modeline uyacaklardır. Bu özgür iradeyle yapılır, ancak seçimlerin yapılacağı malzeme ve bilgilerin hepsi tek bir plânın parçalarıdır.

RA BİLGİLERİ 3 CELSE 71, 18 Eylül 1981

NOT : 

uzay/zaman : madde boyutu

zaman/uzay : metafizik boyut 

(uzay "mekan" anlamındadır.)

u/z : zamanda mekan              

z/u : mekanda zaman



RUH-ÜL KUDÜS, ADEM ve HAVVA

 RUH-ÜL KUDÜS: Tüm sezgiler, tüm ilhamlar ve tüm moral bilgiler bu kanaldan gelir, şimdi olduğu gibi! 

Ruh-ül Kudüs, her Din Günü boyunca tüm insanlığın moral evrimini düzenleyen Vicdan Planıdır.

Ruh-ül Kudüs, sadece bireyin ve bireylerin evren bilgisi dışındaki tüm manevi durumlarıyla ilgilenen, onların evren bilgisini alma yolundaki tüm gayretlerini değerlendiren bir Plandır. O aslında tüm insanların içindedir.

Başka bir deyişle, ona çok kapsamlı bir tesire ve hakimiyete sahip Vicdan Organizasyonu ya da İdare Mekanizması diyebilirsiniz.


Adem sembolü, üç boyutlu realitenizde ve sizden gayrilerin üç boyutlu realitesinde büyük bir dengeyi ifade eder. İkili denge unsurunun aktif sembolleridir. 

Gerek maddede, gerekse madde üstü durumlarda, evren düzeni içindeki genel uyumu sağlama, ancak birbirini etkileyen ayrı güçlerin varlığıyla mümkündür.

Psişik güce sahip insan, deneyim alanı itibariyle olumlu ve olumsuz iki tesir planı arasındadır.

Bu iki plan, kendi alanlarındaki varlıkların kaderiyle doğrudan doğruya ilgilenmeksizin aralarındaki savaşı sürdürürler.

İşte insan bu savaşın içinden geçmek ve kendini yükseltmek zorunda olan bir varlıktır.

Adem’in cennette oluşu, bu iki tesir planının dışında yaşayışını simgeler. Cennetten kovulma ise, içinde bulunduğu planın dışındaki realite hakkında varlığın bir takım hayallere ve düşüncelere ulaşması ve bunu istemesidir. Her istek yanıtlanır!

Havva, hem varlığın içinde bulunduğu olumlu ve olumsuz iki planın karışımını ifade eder, hem de varlığın (burada Adem’in) içinde bulunduğu sistemdeki fonksiyonunu çizer. Bu fonksiyon, Adem’in aynı zamanda hem olumlu hem de olumsuz karaktere sahip bir varlık olarak bu savaş alanında başarıya ulaşabileceğini gösterir.

Havva’nın Adem’e yedirdiği yasak meyve, bilgi edinme isteğinin fiiliyat evresine çıkmasıdır. Yılan sembolü ise, insanlara iki anlamda verilmiştir. Biri olumlu biri olumsuz. Olumlu anlamda yılan, Ruhi İdare Mekanizmasının koruyuculuğunu, egemenliğini ve her şeyi kapsadığını ifade eder. Olumsuz anlamda yılan ise, olumsuz tesir planlarının olumlu tesir planı karşısındaki insana kıyasla hareket tarzını gösterir.


Dünya ortamı, gayet süratli bir şekilde, her tür olayıyla uyum içinde olumlu bir birliğe doğru gitmektedir. Şimdiye kadar yeryüzündeki moral kurumlar, bireyin sadece hayal ve düşünce olarak diğerkam olmasını temin edebilmiştir. Şimdi ise, aktif birliğin gerektirdiği bir durum ve değişim söz konusudur. Birey artık diğerkamlığını fiilen ve bilgiyle ortaya koymak zorundadır.


Ruh-ul Kudüs tüm gücüyle gökten yere doğru uzanmaktadır. Bu uzanış her zaman elbette sevinç çığlıkları içinde değil, belki de ıstırap iniltileri içinde olacaktır. Belanın türlüsü gözlemlenecektir.  Neden? Çünkü birey kendine çok evvelden beri el uzatmış olan Ruh-ul Kudüs’ün tesirleriyle beslenmeyi, ona göre hareket etmeyi kolaylıkla öğrenememiştir. Kaybetmeyecek olanlar bu talimi yapmış olanlardır.

İnsanların yapması gereken en pratik iş vicdanın sesini dinlemektir. O ses Ruh-ül Kudüs’ün uç noktalarıdır, yani insanın moral yükselişini sağlayan en yüksek kanal, besleyici ana boru ve kaynaktır.

Tüm sezgiler, tüm ilhamlar ve tüm moral bilgiler bu kanaldan gelir, şimdi olduğu gibi! 


SADIKLAR PLÂNI-RUHSAL TEBLİĞLER            (Celse: 80,    Tarih: 1.01.1966 ) 


15 Ocak 2026 Perşembe

DÖRTLÜK / ISTIRAPLAR


Düşünceler otağının sezgi çadırları
Bilginin doruğundaki o ıstırapları
Elbet tadacaksınız şimdi "nâr"ları
O zaman hak ile liyâkat için..


(05.05.1991, Fındıkzade)

8 Ocak 2026 Perşembe

BÜLBÜL

Şarkıya prangalar vurulur mu hiç ?

Selda Bağcan'a yazılan şarkı..

Hikayesi yürek yakıyor.




Serenad Bağcan’ın “Serenad” adlı solo albümü Majör Müzik etiketiyle tüm müzik marketlerdeki yerini aldı. Albümdeki “Bülbül” şarkısı, gerçek bir hikayeye dayanıyordu. 


Bülbül’ün öyküsünü Serenad Bağcan şöyle anlatıyor:


“Kadın, o dönemde söylediği şarkılar yüzünden hapse atılmıştı. Ailesi ondan bir haber alamıyor merak ve çaresizlik içinde bekliyordu. Bir sabah, kadının ağabeyi gazeteyi açtığında kız kardeşinin arkadan elleri kelepçelenmiş fotoğrafını gördü. O an yüreğindeki acıyı ve belki de gururu; kardeşine hüzünlü bir şarkı yazarak dile getirdi.


İşte o kadın Türkiye'nin sınırları aşmış efsane sesi

Selda Bağcan ve ağıtı yakan ağabeyi, benim de canım babam  Savaş Bağcan'dı. İki kardeşin gönülden gönüle akan sevgisinin sesi olmak beni heyecanlandırdığı gibi hüzünlendirdi de. Bülbüllerin susturulmaması ümidiyle... “ 


Evet... 


12 Eylül döneminde tutuklanan Selda Bağcan’a yazılmış bir eserdi Bülbül... 



İşte Serenad albümünden, yürek yakan öyküsüyle Bülbül: 


Eserin sözleri şöyle:


BÜLBÜL

Figan sevdasıdır deli bülbülün

Bülbüle tuzaklar kurulur mu hiç

Avcılar, avcılar, zalim avcılar

Bülbüller zincire vurulur mu hiç

Seherle iner gülün üstüne

Feryat figan eder gülün üstüne

Yaz günahlarını benim üstüme

Bülbüle günahı sorulur mu hiç


Dereler yukarı akar mı sandın, akar mı sandın

Arılar bal yapar sokar mı sandın

Ateş her zaman yakar mı sandın

Bülbülü şahinden korkar mı sandın

Bülbüle yiğitlik sorulur mu hiç, sorulur mu hiç

Al gülün üstünde al kan onundur

Öter paralanır canı sebildir

Bülbüller susarsa senin sonundur

Şarkıya prangalar vurulur mu hiç


Söz&Müzik: Savaş Bağcan



3 Ocak 2026 Cumartesi

ERGÜN ARIKDAL_VAZİFE İNSANI

 

bilyayvakfivemtiad 

6 Ocak 2026

Vazife İnsanı Ergün Arıkdal'ı

Aramızdan Ayrılışının Yıldönümünde Sevgiyle Anıyoruz...

6 OCAK 1997’de ötealeme uğurladığımız hocamız Ergün Arıkdal’ı ölümünün yıldönümünde sevgi ve özlem ile anıyoruz.

1967 yılında üstlendiği Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneğinin (MTİAD) başkanlığını ölümüne kadar sürdürdü. Derneğin ve 1994 yılında kurduğu BİLYAY Vakfının (İnsanlığı Birleştiren Bilgiyi Yayma Vakfı) yurtiçinde ve yurtdışında bağlantılarla, konferanslarla, basılan kitaplarla, ruhsal çalışmalarla pek çok varlığın uyanışına, farkındalığının artışına, iyileşmesine aracılık etti, yön verdi.

“Spiritüalizmin” ve ruhsal yaşamın ne olduğunu, ne yapmak istediğini, öz yaşamının hangi hakikatleri taşıdığını, dünya insanlığının manevi tekamülünün hızlanması için nelerin gerektiğini çok iyi bilen Ergün Arıkdal yaşamı boyunca tüm insanlık adına yaptığı insanüstü çalışmalar ve yaymaya çalıştığı ilkelerle hep aramızda yaşamaya devam edecektir.

Öğrenmek ve öğretmek üzere kurulu olan hayatında, pek çok insanın varlıksal öğrenmesine destekte bulunmuş ve pek çok kapılar açmıştır. Tüm yaşamını ruhsal çalışmaların akışına göre ayarlamıştır. Pek çok yeni teknolojik bilgileri takip etmiş, tüm dünyadaki gelişmeleri dernek ve vakıf bünyesine aktarmak için gayret etmiştir. O bir vizyon açıcıydı. Kuvvetli sentezleri hem düşündürür, hem yön verirdi.

Bizler onu hep İlke, Hakikat ve Vazife insanı olarak tanımladık. Hayatta hep ilkeleri vardı; bu ilkeler ilahi sistemin insan varlığı üzerindeki hiç değişmez, temel ilkeleridir. Hakikat insanıydı çünkü tüm hayatı boyunca en temel inandığı hakikat olan İlahi Sistemin varlığının anlaşılmasına, bu alandaki tüm hakikatlerin araştırılmasına ve paylaşılmasına çok zaman harcadı. Vazife insanıydı, çünkü idrakle ve farkındalıkla hareket ederek tüm hayatını bu yola adamıştı.



Bilyay Vakfı ve MTİAD

LİNKLER :